7 Eylül 2019 Cumartesi

Ruhsal Yaşamın Toplumsal Gerçekliği


        Bir insanın içinde neler olup bittiğini anlamak istiyorsak, onun hemcinslerine karşı tutumunu gözden geçirmemiz gerekir. İnsanlar arasındaki ilişkilerin bir bölümü doğa tarafından belirlenir ve değişime açıktır. Kısmen bunlardan sistemli ilişkiler doğup çıkar ki söz konusu ilişkileri en başta ulusların politik yaşamında, devletlerin oluşumunda ve toplumsal yaşamda gözlemleyebiliriz. Bu tür ilişkiler göz önünde tutulmadığı sürece insanın ruhsal yaşamını anlama olanağı yoktur.
Mutlak Gerçeklik
        İnsanın ruhsal yaşamı, kendi başına  canı istediği gibi davranacak gücü gösteremez, sürekli olarak sağdan soldan çıkıp gelen çeşitli ödevler karşısında bulur kendini. Bütün bu ödevler, insanların toplu yaşam mantığına kopmaz biçimde bağlıdır; birey üzerine aralıksız etki yapan ve ancak belirli ölçüde onun etkisi altına giren temel koşullardan biridir bu mantık. İnsanların bir arada yaşama koşullarının bile sayılarındaki çokluk nedeniyle kavranılamayacağını, ayrıca ilgili koşulların belirli bir değişim sürecinden geçtiğini düşünürsek, karşımızdaki insanın ruhsal yaşamındaki karanlıkları tümüyle aydınlatamayacağımız açıktır.  Bu da öyle bir güçlüktür ki, kendi koşullarımızın dışına çıktığımız ölçüde büyüdüğü görülür. İnsanı tanıma sanatını geliştirirken göz önünde tutulacak temel gerçeklerden biri burada kendini açığa vurmaktadır. İnsan organizması  ve işlevleri sınırlı nitelik gösterir, dolayısıyla bu gezegende yaşayan her toplumun kendine özgü kurallarını göz önünde tutmamız gerekmektedir; mutlak gerçeğe ise ancak yanlış ve yanılgıların yavaş yavaş yok edilmesiyle kavuşabiliriz. Bu temel gerçeklerin önemli bir bölümü Karl Marx ve Friedrich Engels’in tarihi materyalizm görüşleriyle saptanmıştır. Söz konusu görüşe göre, bir ulusun ideolojik üstyapısı ile insanların düşünce ve davranışı, o ulusun geçimini sağlamada başvurduğu teknoloji biçimi, yani ekonomik temel tarafından belirlenir. Tarihi materyalizm’le bizim, toplumsal yaşamdaki etkin mantık ve mutlak gerçek konusundaki görüşümüz arasında buraya kadar bir uygunluğun varlığını söyleyebiliriz. Ancak tarihin, özellikle bireysel yaşam konusundaki bilgilerimizin, yani bireysel psikolojimizin ortaya koyduğuna göre, insan ruhu ekonomik temellerden kaynaklanacak dürtülere hatalı yanıtlar vermekten hoşlanmakta ve bu hatalardan ancak  yavaş yavaş kendisini kurtarabilmektedir. Yani mutlak gerçeğe götüren yol çok sayıda yanılgıdan geçmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder