27 Ağustos 2019 Salı

Kadınları Anlamak İsteyen Beyler İçin Tavsiyeler...

“Mantık”tan “Duygu”ya Geçin
Erkekler her konuda mantıklarını otomatik olarak devreye sokma alışkanlığına sahiptirler. “Her durumun bir çıkış yolu vardır, her zaman bir çare buluruz” gibi mantık cümleleriyle hareket etmek çok yaygın bir alışkanlıktır. Kadını anlamak için mantığın yanında duygular konusunda gelişmek gerekir. “Ben duyguları zaten biliyorum. Eşim ne zaman üzüldü, ne zaman sinirlendi hepsini biliyorum” diyen erkek, eşinde gördüğü duyguları doğru isimlendirse de, eşiyle empati yapamaz. Onu hissedemez. Duyguları isimlendirmek ve “Eşim şimdi üzüldü” ya da “Eşim öfkelendi” demek basit bir iştir. Zor olansa, eşin olumsuz duygular hissettiği anlarda onu anladığınızı hissettirmek, yanında olduğunuzu hissettirmek ve bu yaptıklarınızla onun daha iyi hissedebilmesi için destek olmanızdır. Bunu da mantıktan duyguya geçiş yaparak sağlayabilirsiniz. Mantıktan duyguya geçiş otomatik bir şekilde gerçekleşmez. Sadece mantıkla hareket etme alışkanlığınızın farkında olmanız başlangıç için önemli bir adımdır. Eşinizi üzgün gördüğünüzde klasik mantığınızla “Hayatta her şeye sahip. Niye üzülüyor ki? Üzülmesi için hiçbir mantıklı bir sebep yok” demek yerine onun duygularını hissetmeye çalışın ve onu anlamak için çaba gösterin. Düz mantıkla gitmek, eşinizi ve onun duygularını anlamanızı imkansız hale getirir.
Dinliyormuş Gibi Yapmayın, Eşinizi Gerçekten Dinleyin
Kadın konuşurken eşi dinlemelidir. Kadınların büyük bölümü, eşi konuşurken onu dinlemeye gayret eder. Gerçekten de kadınlar biz erkeklerden daha iyi ve daha saygılı dinleyicilerdir. Kadınlardan bu konuda öğrenmemiz gereken çok şey olduğunu düşünüyorum.
Konuşurken dinlenmediğini anlamak çoğumuz için kolaydır ve kadınlar da eşlerinin kendilerini dinlemediğini kolayca anlarlar. Erkeklerin bir bölümü eşleri konuşurken hiçbir zaman dinlemezler. Bu erkeklerin ilişkileri ciddi problemlerle, ayrılık ve boşanma riski ile karşı karşıyadır. Bazı erkeklerse önemli olduğuna inandıkları sözleri dinlerken, önemsiz gördükleri sözlere kulaklarını kapatırlar ve dinliyormuş gibi yaparlar. Bu ikinci grupta ilişkiler daha dengelidir ancak kadının “dinlenmediğini anlaması” ve “önemsenmediğini hissetmesi” beraberinde değersizlik hislerini getirir. Eşinizin hangi davranışınızla ne hissedeceğini bildiğinize göre, özellikle onu iyi hissettirecek davranışları hem eşiniz, hem de ilişkiniz için yapın.
Kopmayın, Bağlanın
Erkek psikolojisi için de bağ kurmak önemli bir ihtiyaç olmasına rağmen, kadınlar eşleriyle ilişkilerindeki bağın güçlü ve sarsılmaz bir bağ olduğunu hissetmeye ihtiyaç duyarlar. Bazı erkekler, kendi kendilerine yaşadıkları bir hayat kurarak ve eşle  çocukları o hayatın dışında bırakarak kopuk bir hayat sürerler. Dahası bu erkekler, yaptıkları normalmiş gibi “Ne yaptıysam mutlu edemedim” derler. 20 yıllık evliliğinde çocukları da olmasına rağmen başka kadınlarla da evlilik yapan erkeğin bu davranışları eşten kopuk davranışlardır. Bu davranışlar bağları koparan ve eşten uzaklaştıran davranışlardır. İkinci evlilik, üçüncü evlilik gibi gereksiz konulara yönelmek yerine eşe bağlanmak, bağı güçlendirerek eşe ve çocuklara odaklanmak hem evlilik ilişkisinin gelişimi açısından çok önemlidir, hem de eşinizi anladığınızı gösteren önemli bir kanıttır.

Kadınların Psikolojisini Anlama Rehberi

“Kadın psikolojisi” kadınların duygu, düşünce ve davranış şekillerini ifade ediyor. Kadınların bu yönleri nasıl şekilleniyor ve kadınların psikolojik yapısı nasıl oluşuyor? Bu yazımda hem bu sorulara cevap vereceğim, hem de kadınları anlamanın zor olmadığını anlatmaya çalışacağım. Kadınları anlamak gerçekten de kolay, ancak kadınları anlamak için önce doğru anlaşılmaları gerekiyor. Bu da, biz erkeklerin ön yargılarımızdan sıyrılmamızla ancak mümkün olabiliyor.

Kadın Psikolojisinin Toplumsal Temeli

Toplum, hem erkeğe, hem de kadına belli duygu, düşünce ve davranış kalıpları seçiyor. Bu kalıplar kadında ve erkekte birbirinden çok farklı biçimlerde ve özelliklerde.
Bizim toplumumuzda kadın olmanın anlamı, eşine sadık olmak, çocuklarının ihtiyaçlarına odaklanmak ve çocukların sorumluluğunun büyük bölümünü omuzlamak, yumuşak olmak, hem eşe hem de çocuklarına karşı şefkatli olmak, baba ile çocuklar arasında gerekli durumlarda köprü olmak. Hem eşini, hem de çocuklarını anlamak, hissetmek, duygulu olmak, sevecen olmak. Bu özellikler aslında her insanın sahip olması gereken özellikler gibi görünse de toplum (sadece bizim toplumumuz değil, çoğu toplum) bu davranışları kadından bekliyor.
Kadından beklenen davranışlar bunlar olduğu için, bunlardan farklı davranışlar toplum tarafından hoş karşılanmıyor. Haliyle, kadınları anlamak da güçleşiyor.
Toplum erkekten girişken davranmasını, herhangi bir durumda asla geri çekilmemesini beklerken, kadınlardan aynısını beklemiyor. Kadının girişken olması beklenmediği gibi, daha çekingen olması ve girişkenlik gerektiren durumları eşine havale etmesi bekleniyor. Örneğin bir alışveriş sırasında pazarlığı kadının yapması ve erkeğin pasif kalması hoş karşılanmıyor. Pazarlığı erkeğin yapması, kadının mümkün olduğunca devreye girmemesi bekleniyor. İşin ilginç yanı, toplumun kadına ve erkeğe belirlediği duygusal, düşünsel ve davranışsal kalıplar büyük çoğunluk tarafından kabul görüyor. Pazarlık örneğinde olduğu gibi, kadının geri durması uygun bulunan durumlarda geri durmayı kadın da memnuniyetle kabul ediyor.
Yuvayı gerçekten de dişi kuş yapıyor. Yapıcı olan, hisseden, anlayan, hem eşin hem de çocukların ihtiyaçlarını fark edenin kadın olması bekleniyor. Eşler arasında yaşanan tartışmalarda da kadının alttan alan, idare eden taraf olması bekleniyor. Toplum, üste çıkan ya da çıkmaya çalışan, idare etmeyip isyan eden kadın istemiyor.
Erkek ve kadın psikolojisi karşılaştırıldığında erkek psikolojisi daha rahat ve özgür bırakılırken, kadının sorumluluklarla bağlandığını görüyoruz.
“Aldatmak” ve “Sadakatsizlik” dendiğinde erkeğin aldatması ve sadakatsizliğini anlıyoruz. Kadın da aldatıyor olmasına rağmen bizler ve oluşturduğumuz toplum “Kadın yapmaz” düşüncesine inanmak istiyor. Halbuki kadın da aynı yanlışı yapıyor, aynı şekilde doğru yoldan kopup gidiyor.
Kadın için toplum tarafından belirlenmiş olan duygu, düşünce ve davranış kalıpları ile “kadın psikolojisi” oluşuyor.

Kadın Psikolojisi Ne Zaman Zorlanıyor?

Kadın psikolojisinde yer alan “Düşün, hisset,  anla, anlayışlı ol, şefkatli ol” şeklindeki kalıplar, eşin desteği ile desteklenmediğinde zorlanmaya başlıyor.
Kadın düşünürken, hissederken, anlayıp anlayışlı olurken erkeğin umursamaz, duygusal ihmal veya duygusal kopukluk içeren davranışları ile karşılaştığında farklı düşünmeye başlıyor. “Ben bunca fedakarlıkla kendimi eşime ve çocuklarıma adarken eşim sadece evin geçimini sağlıyor. Bana ve çocuklarıma hiç zaman ayırmıyor, benim düşüncelerimi ve fikirlerimi umursamıyor” demeye başladığında, kadın hem toplumun kadına ve erkeğe seçtiği davranış kalıplarını fark ediyor, hem de bu kalıpları sürdürmek istemediğini anlıyor.
Bunu anlaması kadının psikolojisini elbette ki düzeltmiyor, tam tersine fırtınalı bir deniz gibi durulmayan ve dinmeyen bir öfke ile tepki veriyor. Toplumun kadında görmek istemediği o öfke ve isyan, eşin gayreti ve yanlışları düzeltme çabası yoksa, ciddi anlamda kopuşlara neden oluyor. Kurulamayan duygusal bağ tümüyle kopuyor, ayrılıklar görülüyor.
Kadın psikolojisi, sevecenliğine, şefkatine, anlayışına ve zor durumları idare etmesine karşılık bulduğunda güçleniyor. Toplumun kadına yüklediği bu psikoloji de böylelikle sürdürülebiliyor. Aksi halde, kadın hissetmesine karşın hissedilmemeye, eşini dinlemesine karşın eşi tarafından hiç dinlenilmemeye bağlı olarak eşinden duygusal olarak uzaklaşıyor.

Kadınları Anlama Rehberi

Kadınları anlamak gerçekten zor mu, yoksa biz erkekler kadınları anlamak için yeterince çaba göstermiyor muyuz? Bazı kadınlar diğerlerine göre daha anlaşılmaz olabilirler. Aynı şekilde, bazı erkekler de, eşlerinin ihtiyaçları ve beklentileri son derece net olmasına karşın bunları anlamak için yeterince çaba göstermiyor olabilirler.
Bu yazımda, kadınları anlamak için yararlı olacak önerilerime yer vereceğim. Bu öneriler, anlaşılmaz olduğu düşünülen eşleri anlamada ve eşini anlamak için yeterince çaba göstermeyen erkeklerin hissedişlerini geliştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Umuyorum ki bu tavsiyeler çift / evlilik ilişkinizin duygusal derinliğini artırmanızda size yardımcı olur.

Sen Hangisini Seçeceksin ???

             Dikensiz gül arayanlar, ne tuhaf bir işe koyulmuşlar değilmi? Dikensiz bir gül ha? Gülü buldu da birde dikensizi olsun istiyor. Bahçeye girmiş, sağdan sola koşturuyor. Rengarenk güller durur iken, O, dikensizini arıyor. Tabi diken batınca acıtıyor, can yanıyor. Dikensiz gülü almak demek, canın acımayacağı demektir. Demek ki gülün dikensizi, kendi nefsinin işine geliyor. Peki dikensiz gül varmıdır ki? Yoktur tabi ki. Boş hayali bir emekten başka hiç birşey değil!
Niçin her birimiz güllerin dikensizini aramaktayız? Ne tuhaf insanlarız değilmi?
             Evleniyorsun, eşinden beklentilerin var. Yatakta sevgili olsun, her zaman yanı başında olsun, hep seni anlasın, hep seninle ilgilensin, hep (dikkat) senin doğrultuların şeklinde şekillensin....
             Yani sen kendine eş değil, kendi nefsine uygun bir varlık yaratma çabasındasın..Oysa eşinde ki gördüğün dikenleri bıraksan, sana daha bir güzel eş görüncek! Ama dedik ya, dikensiz gül arıyorlar. Dikensiz gül arayanlar da, yanı başın da duran gülde ki dikenleri kabullenemediklerinden, bu arayışın içine giriyorlar. Çokmu kötü olur diken eline batsa, canını acıtsa? Sevdiğin sana bir gül uzatmış, şimdi sen kalkıpta ' Ben dikenli gül istemem' dersen bu nasıl bir karakter ortaya sergiler? Nefsine düşkün bir karakter değilmidir? Oysa sevmek demek, bile bile yangınlara kendini atmaktır. Bir ibrahim misali korkmadan ateşin icine girmektir. Ibrahim gibi ateşe girersen, o ateş sana gülistan bağı olurö ama Nemrud gibi ateşi uzaktan seyretmeye kalkışırsan, sonun hüsran olur. Ateş Ibrahime gül bahçesi iken, Nemruda cehennem ateşi oldu! Dikensiz gülü arzulamakta aynen böyledir. Dikenleri kabullenirsen, yaşadığın hayat gül bahçesi olur. Yok illada dikensizi olsun diyorsan, hayatı kendine cehennem edersin! Hem kendini yakarsın, hem sevdiğini yakarsın.
             Bülbül olmadan güle hayranlık nasıl olsun? Bülbülü hatırlayalım, güle aşık olduğundan ve gülün soluyuşunu fark ettiğinden, dikeni alıp minnacik kalbine saplıyor. Gül, bülbülün kanını içsin de, geri canlansın diye. Dikensiz güle, bu garip bülbül acaba nasıl kan verecek? Dikeni yoktur ki kalbine saplasın da, solan güle can versin! Dikensiz gül arayanlar, bir damla suyu çöle döküp sonra da ' acaba bu damla su neden hemen kurudu' diyenler gibidir. Aşka hiç değinmeyeyim, aşka değinirsem bu yazının sonu asla gelmez..Aşkın sonu yoktur ki, sonunu anlatabileyim.
             Asıl hikmet, gülü dikenleri ile koynuna almaktır! Canını acıtır, kanlarını damla damla içer ama asla başkasının olmaz. Boşuna atalarımız dememiş ' Gülü seven dikenine katlanır 'diye. Büyüklerimiz her işin çözümlemesini bulmuşlar, getirmişler ama yeni nesil eskilerin sözlerinde cahillik aradıklarından, o sözlerin derinliğini anlamaktan mahrum kalmışlar.
            Dikensiz gül aramak ha? Bu aynen şuna benziyor, bir insan kendine eş arıyor ama kafasına uygun birini bulamadığı için kalkıyor mezardan bir ölü seçiyor. Ölü ile ne kadar yaşanılır ise, dikensiz gülde ancak o kadar sevilir.
            Hep kendi beklentilerimiz doğrultusun da eş arıyoruz. Hiç sormuyoruz kendimize ' Yahu eşim olacak insan acaba benden ne bekleyebilir, ben ona onun beklentilerini verebilecekmiyim! '. Ne ilginç değilmi, karşımda ki beni anlasın isteriz, ama kendimiz için aynı düşünceyi kullanmayız. Oysa aslında şöyle olması gerekmezmi:
           Önce sen sevdiğinin beklentilerine cevap vereceksin ki, oda senin beklentilerini cevaplasın..
          Bu şuna benzer, siz bir arkadaşınıza telefon açıyorsunuz ve karşıda ki soruyor ' Alo kimsiniz'! Ve siz susuyorsunuz..Beklentiniz, karşınız da ki, siz konuşmadan sizi anlaması. Çok beklersiniz. Karşıda ki yüzünüze telefonu kapatırsa hiç şaşmayın, çünkü aslında o kapatmadı siz kapattınız!
          Önce ekeceksin, sonra biçeceksin.. Dikensiz gül ararsan, tüm ömrünü boşa geçirip, birgün birde bakarsın ki senden gayrıları her biri bir dikenli gül almış, bahçede tek bir gül kalmamış. Sende oturur bu sefer keşkelere dalar gidersin. Ama hiç bir gözyaşı, dikenli gülü geri getirmez.
          Ya gülü dikeni ile sevip alakacaksın koynuna, yada tüm hayatı kendi egon ve beklentilerin ile yapayalnız, tek başına, bir köşede, herkesten uzak yaşamaya mahkum kalacaksın!
                                 Siz hangisini seçmek istersiniz?